Hiçbir şey böyle olmak zorunda değildi 

Bir kişi günbatımını bir terastan izliyor ve batan güneş parıldıyor
Bir kişi günbatımını bir terastan izliyor ve batan güneş parıldıyor
Leah Kelley adlı kişinin Pexels‘daki fotoğrafı

Otistik bir insan olarak stim yapmak her zaman hayatımın büyük bir parçasıydı

Çocukken kendi etrafımda döndüğümde, parmaklarımı şıklattığımda, ileri geri sallandığımda, zıplayarak yürüdüğümde dünya tamamen benim gibiydi.

Gözlerimde gereğinden fazla loş hissettiren, sanki gözlerime baskı yapıldığını düşündüren o his geldiğinde kafamı güneşe çeviriyordum. Uzun uzun güneşe bakıyor, ışığın gözlerime girmesini izliyordum. 

Veya saat akşam saatleri oluyordu. Güneşi bulamadığım için parlak lambaları kullanarak gözlerimi o parlak ışığın iyice yakınına getiriyor, yanında öylece duruyordum. Gözlerim ışıl ışıl oluyordu. 

Ne zaman bu tarz davranışları göstersem gözlerimdeki o loşluk hissi gidiyor, yerini mutlu ve enerjik bir his bırakıyordu.

Gözlerim ışıklarla parlatıldığında dünyayı daha iyi gözlerle görebiliyordum.

Veya kendi etrafımda dönmem gerekiyordu. 

Bazen dünya fazla hareketsizdi. Gördüğüm, hissettiğim, kokladığım her şey sabit, hiç hareket etmeden yerinde duruyordu. 

Bu problemi kendi etrafımda saatlerce dönerek çözmeye çalışıyordum. Bazen rahat çalışalım diye evimizde olan tekerlekli sandalyeleri alıp kimi günler durmaksızın üstlerinde dönüyordum, bazen ise bunu yalnızca vücudum ile gerçekleştiriyordum.

Kollarımı kocaman açıp durmadan dönüyordum. Dakikalar boyunca dönüp sonrasında durduğum ve oturduğum zaman her şey çok daha kolaylaşıyordu. 

Zihnim çok daha sessiz, hayat çok daha huzurlu, her şey çok daha başa çıkılabilir hale geliyordu. 

Ellerimi şıklatmam gerekiyordu ayrıca. 

Parmaklarımı şıklatmayı geç sayılabilecek bir yaşta öğrendim ve bu beceriyi öğrendiğim an benim için en değerli stimlerimden bir tanesi haline gelmişti. 

Parmaklarımı her gün belki binlerce kez şıklatıyordum. Parmağımdaki deriler soyulmaya başlamıştı, cildim parlak pembeydi. Bazen ise su toplamanın kıyısına yaklaşıyordu.

Her ne kadar bu stimimin bana fiziksel zarar verdiği iddia edilebilse dahi bu stim beni çok fazla şeyden korudu.

Parmak şıklatmak benim için hayatın o kadar büyük bir parçasıydı ki, bir süreden sonra belirli zorlukların üstesinden nasıl gelebileceğimi parmak şıklatmaları ile saymaya başladım.

“Hmm bugün çok zor bir gün geçirdim. Galiba bugün parmaklarımı yüzlerce kez şıklatmam lazım.”

“Az önce dışarıda birisi korna çaldı ve kulaklarım acıdı. En az 50 defa parmaklarımı şıklatmam lazım.”

“Arkadaşlarım benimle konuşmuyor. Sabaha kadar parmaklarımı şıklatacağım.”

Parmaklarımı şıklatmak benim için hayatta kalmanın yollarından bir tanesiydi. 

Ne kadar zor bir gün yaşanmış olursa olsun, parmak şıklatma tüm acıyı geçiremese bile en azından katlanması daha kolay hale getirirdi.

Hem parmaklarımdan gelen o ses, hem parmağımın avucuma vurunca verdiği o his her şeyi çok kolaylaştırıyordu.

“Şık, şık, şık, her şey daha kolay olacak.”

Elbette tek stimlerim bunlar değildi. Çocukluğumdan beri mutlu olunca alkış çalma, sıkılınca bacağımı sallama, oturunca sert sert ileri geri sallanıp kendimi koltuğa vurma stimlerim vardı. 

Ki sert sert kendini koltuğa vurarak stim yapmak en eğlenceli şeylerden bir tanesidir.

Hem ileri geri sallanırsınız ve onun eğlencesi vardır hem de geri sallandığınızda çat diye kendinizi koltuğun o yumuşak kısmına çarpmak çok eğlencelidir. Kendinizi çarptığınızda tok, tüm sırtınızı derinden içine alan bir his hissedersiniz. Hem sırtınız sıvazlanmış gibi olur hem de saatlerdir deli gibi koşuyormuş gibi enerji atarsınız.

Sonuç olarak stim yapmak eğlencelidir. 

Sizin mutlu olmanızı, çevrenizdekilerin sizi anlamasını, stresli günleri aşmayı sağlar.

Dokunulmadıkları zaman da bu işlevleri yerine getirmeye devam ederler.

Fakat neredeyse hiçbir otistik çocuk dokunulmadan hayatlarını sürdüremez.

Ben de sürdüremedim.

Çocukken yaptığım stimlerin mutluluğunu ve hayatımı ne kadar canlı bir hale getirdiklerini çok iyi hatırlıyorum. En zorlu günlerde başa çıkmam konusunda nasıl da yardımcı olduklarını da çok iyi hatırlıyorum.

Ama aynı zamanda stimlerimle beraber benim üstüme yıkılmış utancı da hatırlıyorum.

Stimlerimden ne zaman utanmaya başladığımı hatırlamıyorum. Bu da bana büyük ihtimalle çok küçükken bu utancımın başladığını söylüyor.

Çocukken, çok küçükken göz önünden kaybolup kimse beni rahatsız etmesin diye görünmediğim yerlerde kendi etrafımda dönmeye başladığımı hatırlıyorum.

Ben ileri geri sallandığım için “ne yapıyorsun sen öyle” diye dalga geçen sınıf arkadaşımı da hatırlıyorum. Neredeyse liseye geçinceye kadar sarkazm denilen şeyi hiçbir şekilde algılamamış bir çocuk olamama rağmen, o şakanın kaçıramayacağım kadar acımasız bir şekilde yapıldığını da hatırlıyorum. 

Çocukluğumdan beri yanlışmışım gibi hissettiğim ve daha da göze batmaktan ölümüne korktuğum için her söylenen söz, her garip bakış beni hep çok derinden kesti. 

Küçük bir çocukken bile “biraz daha garip” olma gibi bir lüksüm olmadığının her zaman farkındaydım. Daha fazla garip olmamın şu anda yaşadığımdan çok daha fazla zorbalığı davet edeceğini ve hayatımın her alanını etkileyeceğini de çocuk beynimle olsa dahi seziyordum.

Bu yüzden korkmaya başladım.

Stim yapmak bir süreden sonra benim için korkutucu ve utanç dolu bir hale gelmeye başladı. 

Büyüyünce ışıklara bakmaya devam ettim. Çünkü buna ihtiyacım vardı. Ama bunu her yaptığımda sonrasında garip, keskin bir vicdan azabı hissettim. Işıklara bakmak gibi basit bir davranış bile kısa sürede çevremdeki insanları yüzüstü bırakmak ve iyice beceriksiz bir insan olmakla ilişkilendirilmeye başlamıştı.

Bir süre parmaklarımı şıklatmaya devam ettim. Devam etmesine ettim ama her düşünmeden parmaklarımı şıklattığımda kendime kızdım ve belki utandım. Tüm bunlar yaşanırken 10 yaşından daha büyük değildim. 

Ben büyüdükçe tüm hayatla başa çıkma yöntemlerim, tüm kendimi ifade etme yöntemlerim birer birer ayıplanmaya başlamıştı. 

Önceden “çocuk işte zıplıyor” denilerek bahane bulunmaya çalışılan davranışlarım şimdi rahatsız ediciydi.

 Öncecen parmak şıklatmam uygunsuzdu, ama şimdi her yaptığımda benimle alay edecek yaşıtlarım vardı yanımda. 

İleri geri sallanmak hiçbir zaman hoş görülmemişti, ama şimdi bir de üstüne hala alay mı yoksa uyarı anlamı mı taşıdığını hiç bilmediğim bir bakışla bana bakan öğretmenimin etkisi eklenmişti. 

Artık nefes alabileceğim veya saklanabileceğim bir alan kalmamıştı. Ben de durdum.

Gerçekten bir süreden sonra hem çevremdekilerin ayıplayıcı bakışları, hem de benim içselleştirdiğim utancım stimlerimi çok ciddi şekilde azalttı. Önceden neredeyse uyanık olduğum her saati stim yaparak geçiren bir insan olmama rağmen, şimdi stimlerim göze batmaz oldu.

Elbette bu hiçbir zaman stim yapmadığım anlamına gelmiyordu.

Stim yapıyordum. Hatta ortalama bir insana oranla çok daha fazla stim yapıyordum. Fakat artık stimlerim yıkıcı, zarar verici, güvenilmez hale gelmişti. 

Dünyayla en iyi şekilde başa çıkma yöntemi elinden alınmış bir insan olarak stim yapmayı bırakamıyordum, ama stimlerim utanç dolu ve bana zarar verir halde olmaya başlıyordu.

Stimlerim bastırıldıktan bir süre sonra ağzımın içini kemirmeye başladım.

Ağzımın içini kemirmem parmaklarımı şıklatmam kadar yüksek sesli değildi, kendi etrafımda dönmem kadar hareketli değildi ve ileri geri sallanmam kadar “garip” değildi.

Bu yüzden artık herkes mutlu gibiydi. 

Gündelik hayatta bana atıldığını gördüğüm hafif iğreti dolu bakışlar ciddi anlamda azalmıştı.

Her gün en az birkaç defa ağzım kanıyordu ama olsun. Artık insanlar bana gerçekten daha iyi davranıyor gibiydi.

Sonra biraz daha büyüdüm. Sosyal beceriler konusunda ilkokulda göze batmamayı başarmış bir çocuk olmama rağmen, ortaokula girdiğimde her şey çok daha karmaşıklaşmaya başladı.

İlkokulda sessiz kalıp kenardan insanları izlediğinde rahat bırakılma şansın oluyordu, ortaokulda ise böyle bir şansım olmadığını yeni yeni kavramaya başlıyordum. 

Arkadaşlarımın, öğretmenlerimin, ailemin benden bekledikleri her açıdan çok artmıştı ama bir yandan tam olarak ne beklediklerini de çözemiyordum.

Arkadaşlarım bana gelip “bak şu şekilde davranırsan mutlu olurum” demiyordu. Öğretmenlerim isteklerini biraz daha iyi belirtiyordu, ama sonra nedenini anlamadığım şekillerde bana sinirleniyorlardı. İlkokul her açıdan çok daha kolaydı. 

Ben de ortaokulun zorluğu yüzünden daha fazla stim yapmaya başladım. Fakat utanmadan sıradan stimleri yapma kabiliyetim küçüklükten beri elimden alındığı için, kendime zarar vermeyen stimlere başvuramadım.

Zaman geçtikçe ağzımın içi çok daha sık kanamaya başladı, tırnaklarım çok daha fazla kemirildi, parmağımdaki deriler çok daha fazla koparıldı ve kimi, özellikle zor günlerde ellerim morartılıncaya kadar ısırıldı. Çünkü başka bir çarem yoktu. 

Kanayan parmaklarla gezmek zıplayarak gezmekten daha az tepki alıyordu.

Ortaokul elbette sonsuza kadar devam etmedi. Üstünden seneler geçti ve şimdi geride bırakılması gereken yıllar olarak kaldı.

Ben yetişkin oldum. Çok şanslı ve çoğu kişinin hayatı boyunca erişemeyeceği şekilde 16 yaşındayken tanı aldım. Tanı alır almaz diğer otistik insanlardan oluşan bir çevre edindim ve özellikle ablam otizm konusunda inanılmaz seviyelerde bilinçlenip bana o şekilde destek olmaya başladı. 

Ben büyük ihtimalle ortalama otistik bir insanın isteyebileceği her şeye sahibim. Adı sayılamayacak kadar fazla ayrıcalığım ve tahmin edilemeyecek kadar şanslı bir hayat hikayem var. Konuşan bir insanım ve hep öyleydim. Bu yüzden konuşmayan otistiklerin deneyimlediklerini hiç deneyimlemedim. Görece daha düşük destek ihtiyaçlarım var, bu yüzden destek ihtiyaçları yüksek otistiklere uygulanan özellikle acımasız muameleler bana uygulanmadı. Şikayet edecek bir durumum veya korkunç bir hayat hikayem kesinlikle yok.

Fakat hala izini hissedebiliyorum.

Hala çocuksu neşemin nasıl da bana iğrenen bakışlarla, nasıl da sert bir şekilde bastırıldığını hatırlıyorum. Hala heyecanlı bir şekilde parmak şıklatmamı başka insanlara göstermeye çalışırken bana iğrenen gözlerle bakıldığını hatırlıyorum. 

Normalde benimle dalga geçildiğini çok geç oluncaya kadar anlamamış bir insan olsam da, çocukken nasıl da açık ve sert bir şekilde stimlerimin eleştirildiğini hatırlıyorum.

Alaycı bakışları, iğrenen gözleri, rahatsız davranışları hatırlıyorum.

Ve hala izini hissedebiliyorum.

Artık daha özgürce stim yapabiliyorum çünkü buna hakkım olduğunu biliyorum. Artık stim yapmanın gayet değerli bir başa çıkma yöntemi ve iletişim yöntemi olduğunu biliyorum.

Stimlerimin bu kadar garipsenmesinin uygunsuz olduğunu ve hiçbir otistik çocuğun böyle bir yaklaşımı hak etmediğini biliyorum.

Fakat bazen hala böyle hissedemiyorum.

Stimlerin değerli olduğunu biliyorum.

Ama ellerim sallanmaya başladığı zaman aklıma ortaokulda benimle alay eden, bir de üstüne öğretmenlerden destek alan çocukların yüzleri geliyor.

Birden utanıyorum. Birden ellerim yanlarıma düşüyor. Birden ağzımın içi yeniden kemirilmeye başlıyor.

Veya bazen parmağımı şıklatıyorum. İçten içe çok rahatladığımı, ve artık yetişkin olduğumu, ve kimsenin artık beni durdurmaya cüret edemeyeceğini biliyorum. 

Ama yine de parmağımı şıklattığımda gelen o ses kulağıma ulaştığında birden nefesim kesilmeye başlıyor.

Sanki herkesten gizli, hiç kimsenin duymaması gereken bir suç işliyormuşum gibi hissediyorum.

Bu da yetmiyormuş gibi içimdeki korku hem kendim, hem de diğer otistik yakınlarımın üstüne çöküyor.

Otistik yakınlarımın ellerini salladıklarını, ileri geri sallandıklarını gördükçe mutlu oluyorum. Her zaman bu stimlerin çok değerli olduğunu biliyorum. Fakat yine de büyük bir korku beni rahat bırakmıyor.

Sırf ellerini salladılar diye bir şey olmayacağını biliyorum ama beynim bana bunu söylemiyor.

Bu yüzden onlar stim yapınca sanki beraber organize bir suç işliyormuşuz gibi hissediyorum.

Bir yandan da tüm varlıkları için çok korkuyorum. Onlara, veya herhangi bir otistiğe stimleri yüzünden herhangi bir şey denme ihtimali beni çok ama çok endişelendiriyor.

Hatta bu endişe hayatımı o kadar ele geçiriyor ki, çevremde stim yapan birisi olduğunda içimden gelen ilk his onu durdurma isteği oluyor. Elbette bu hissin yanlış olduğunu biliyor ve asla yakınlarıma yansıtmıyorum. Yine de bu beynimin içinden tamamen atabildiğim bir düşünce değil.

Fakat en önemli kısım şu ki: Hiçbir şey böyle olmak zorunda değildi. 

Ben her düşüncesizce stim yaptığımda nefessiz kalacak kadar gerilmek zorunda değildim.

Hiçbir otistik zararsız stimleri bastırıldı diye kendilerine zarar veren stimlere yönlenmek zorunda değildi.

Hiçbirimiz birbirimizin stimlerine bakarak “bize ne yapacaklar” korkusu ile yaşamak zorunda değildik.

Hiçbir şey böyle olmak zorunda değildi ama oldu. 

Otistikler korunabilirdi ama hala korunmuyorlar. 

Her şey çok daha farklı olabilirdi ama anlaşılan o ki alistiklerin önceliği otistiklerin ruh sağlığı değil. 

Bunu artık tartışmasız bir şekilde biliyorum: Otistik olmayanların önceliği kesinlikle otistiklerin iyiliği ve huzuru değil. Kendilerinin rahatı. 

Bu yüzden dünyada otistikler stimlerinden utandırıldığı, stimleri bastırıldığı için kendilerine zarar verdiği, kamusal alanlardan uzaklaştırıldığı sürece otistik olmayanların da rahatı batsın diye söylemeye devam edeceğim:

Hiçbir şey böyle olmak zorunda değildi.

Her şey çok farklı olabilirdi.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.